Sex Hikayeleri

7 ay önce - Admin Ekledi - 1014 Kez Okundu

Karımın Ölümünden Sonra Yoldan Çıktım – Seks Hikaye

Karımın Ölümünden Sonra Yoldan Çıktım – Seks Hikaye

Merhaba. Ben Hüseyin. İş adamıyım, kendi kurduğum bir şirketim var. 3 oğlum ve karımla, halimiz vaktimiz gayet yerinde, lüks denecek varlıklı bir hayat yaşıyorduk. Küçük oğlumun düğününden dönüşte büyük bir trafik kazası yaşadık. Bu kazada sevgili karımı, evli 3 çocuklu en büyük oğlumu ve 4 çocuklu ortanca oğlumu kaybettim. Küçük oğlum ise en mutlu gününde belden aşağı felç kaldı. Bu kazadan 10 gün sonra küçük oğlum hastaneden evine geleli 15 dakika olmadan intihar etti. Bu travmaları kolay atlatamadım, hatta ben de intihar etmeyi düşündüm. En büyük desteğim küçük gelinim Melike’ydi. Melike, en küçük oğlumun karısıydı, onula beraber ameliyathanenin önünde bekleyişimizi halen hatırlarım.

Artık yaşamaktaki tek amacım, geride kalan torunlarımın ve gelinlerimin rahat bir hayat sürmesini sağlamak oldu. O vahim kazadan 6 ay sonra kendimi yeniden işlerime verip bu acı olayı hafifletmeye çalışırken, en yakın dostlarımdan biri aradı. Kendisi Kapalıçarşının en esaslı kuyumcularındandır. Karıma ve gelinlerime aldığımız tüm takıları ve mücevheratları ondan alırdık. Bana, “Hüseyin şirkette işler kötü mü? Senin küçük gelin bugün benim yaptığım takılardan birazını satmaya gelmiş çarşıya. Borç paraya falan ihtiyacın varsa bir alo desen hallederdik?” dedi. Ben şaşkınlıkla, “Yok dostum öyle bir şey! Sen o takıları kim satın aldıysa ve ne kadar istiyorlarsa geri al, ben senden bugün almaya gelir ödemesini yaparım!” dedim.

Telefonu kapatınca, aklıma 2 ay önce Melike ile yaptığımız konuşma geldi. Oğlumun intiharından sonra, şirketteki oğlumun hakkı olan hisseleri Melike’nin üstüne yapmak istediğimi söylemiştim. Neticede Melike oğlumun emanetiydi, hem düğün günü dul kalmıştı, namerde muhtaç etmemek lazımdı. Melike, “Yok baba benim hakkım değil!” falan deyip itiraz etmişti, ama ısrar edip hisseleri üstüne yaptırtmıştım.

Hemen bir kontrol ettirmek lazımdı, belki kızın eli sıkıştı, bana gelmeden şirket hisselerini de satmış olabilirdi. Sekreterim Gülperi’yi çağırdım ve “Kızım bizim tüm gelinlerde olan hisseleri bir kontrol ettir, bir sıkıntı var mı, varsa bana bildir!” dedim. Sekreterim Gülperi, o vahim kazadan yaklaşık 1 ay önce işe aldığım bir kızdı. Eğitim hayatı dopdoluydu. Hem deneyim kazanmak, hem piyasadaki en dişli kurtlardan biri olan benden bir şeyler kapmak için yanımda sekreter olarak başlamıştı. 21 yaşındaydı, 1.70’e yakın boyu, diri memeleri, kahverengi saçları, kahverengi gözleriyle, kalın dudaklarıyla güzel bir genç kızdı. Karımın ölümünden sonra aklıma Gülperi hakkında değişik fikirler gelirdi, sonra da (Saçmalama Hüseyin, yaşını başını almış bir adamsın, yakışıyor mu sana?) derdim kendime.

1 saat sonra gelen haberlere göre bir sıkıntı yoktu, hisseler satılmamıştı. Melike’yi arayıp konuşmayı düşündüm, ama belli ki kızın bir derdi vardı, bunu onun yüzüne vurmadan çözmeliydim. Aklıma Melike’nin babası Tekin’i aramak geldi. Bizim oğlanla Melike nişanlanana kadar Tekin’i pek tanımazdım, piyasada eline vur ekmeğini al tipte biri derlerdi. Çocuklar nişanlandıktan sonra Tekin’e çok iş paslamıştım, toparlanmıştı benim sayemde. Tekin’i aradım, “Bir öğle yemeği yiyelim!” dedim.

Restorana varınca Tekin’in yüzünde sıkılgan bir ifade vardı. Naber nasılsından sonra konuyu Melike’ye getirdim, “Bir sıkıntısı var mı, yardımcı olabileceğim bir şey falan?” diye sordum. Tekin, “Yok bir sıkıntısı. Onu bırak da, şu sekreter halen sende çalışıyor mu?” diye sordu. Ben, “Hayırdır?” dedim. Onu yanına almak istediğini, müdürlük pozisyonu teklif edeceğinden bahsetti. Ben de, “Hayırdır kardeş, piyasada deneyimli insan bitti de benim sekretere mi vereceksin müdürlük pozisyonunu?” dedim. Tekin kem küm derken ağzından baklayı çıkardı, “Baya güzel kız, metresim yapayım, imam nikahı da basarım…” deyince canım sıkılmıştı.

Bizim gibi para babası iş adamlarının genelde 2-3 kapatması olur, inanan imam nikahını da basar karısı yapardı. Benim o işlerle alakam olmazdı, ben rahmetli karıma ihanet etmemiştim, onu çok severdim. Tekin canımın sıkıldığını görünce, “Hayırdır, sen pek sevmişsin sanırım kızı?” dedi gülerek. Ben de, “Benim o taraklarda bezim yok, ben rahmetli karıma ihanet etmem!” dedim. Tekin, “Valla yaşın geçiyor, yaşlanınca sana kim bakacak? Büyük gelinin ne zamana kadar sana bakar bilinmez, bir gün tekrar evlenecek, hayat yalnız geçmez, sen de bul huyu huyuna suyu suyuna uyan birini evlen, yalnızlık zor…” falan demeye başladı.

Son 2 aydır benimle konuşan herkes konuyu benim yalnızlığıma getiriyordu. Sinirimi bozmaya başlamıştı bu yalnızlık meselesi. Ne vardı yani Huzurevine düşmekte, krallar gibi bakılıyordu. Neyse deyip, yemeğe devam ettim. Tekin, “Anlıyorum seni Hüseyin, ama ölenle ölünmüyor, hayat devam ediyor. Dünyaya bir daha mı geleceğiz? Gel senle bugün felekten bir gece çalalım. Benim her zaman gittiğim biri var, sana da birini ayarlar, rahatlarsın!” dedi. Aslında haklıydı, fena fikir değildi, 6 aydır doluydum, bu kadar yalnızlık işlere odağımı da etkiliyordu. “Olur!” dedim. Tekin birine telefon açtı. Ayağa kalkıp uzakta biraz konuştuktan sonra gelip, “Şanslısın, bir bakire varmış, 18 yaşına yeni girmiş kız, ama biraz pahalı. Gerçi senin için sorun değil, işlerin gıcır diye duydum, Dolar’ın inip çıkmasından milyarlar götürmüşsün!” dedi. Ben de, “Eh işte, yuvarlanıyoruz!” dedim. “Yok kardeş, sen yuvarlana yuvarlana resmen Çığ oldun!” dedi, güldük.

Yemektan sonra Tekin sıkılgan bir yüz ifadesiyle, “Ya Hüseyin, bana biraz borç versene?” dedi. “Hayırdır?” dedim. “Biraz sıkışığız şu aralar…” dedi. “Ne kadar lazım?” demeye kalmadı bir kağıt uzattı. Açtım baktım, Tekin’e göre iyi paraydı, ama bana göre çerez parasıydı. “Hallederiz, kafana takma!” dedim. Ama canım sıkılmıştı, göte bak, bir yemek yedik diye 6 sıfırlı borç mu istenir? Neyse, “Şirkette işim var!” deyip kalktım. Bir kağıda yazdığı otel adresini cebime soktum, “Akşam görüşürüz!” deyip çıktım restorandan.

Melike’nin neden mücevherat bozdurduğunu anlamıştım, babasının paraya ihtiyacı vardı. Kapalıçarşıya gittim. Kuyumcu dostumdan Melike’nin mücevheratlarını alıp parasını ödedim. Melike’nin evine doğru yola çıkarken Melike’yi aradım, “Kızım müsaitsen bir 5 dakikalığına uğramak istiyorum?” dedim. Sesi tedirgindi, “Tabi baba, olur, buyurun gelin!” dedi. Kapıyı açtığında üstünde siyah bir diz üstü elbise vardı. Bembeyaz teniyle tezat siyah saçları dolgun göğüslerine kadar iniyordu. Siyah gözleri ve ince dudaklarıyla tam seks abidesiydi, yutkunup içeri girdim. Salondaki ikili koltuğa oturdum. Yanımda getirdiğim kutuyu elime alıp, “Melike kızım, gel biraz konuşalım!” dedim. Yanıma gelip oturunca, “Kızım, sen oğlumun bana emanetisin, neden ihtiyacın için beni aramadın? Çok kırıldım!” dedim.

Melike’nin o siyah gözleri buğulandı, “Babamı tanıyorsunuz, o sizin gibi biri değil, babam için sizden borç istemeye utandım, ne olur affedin!” diye hıçkırarak ağlamaya başladı. “Güzel kızım ağlama!” deyip sarıldım. Bembeyaz teni alev alev yanıyordu sanki, ya da bana öyle gelmişti, bilmiyorum. O nefis parfümü beni mest etmiş, sikim kalkmaya başlamıştı, durmam lazımdı, o benim gelinimdi olamazdı. Biraz sakinleşir gibi olunca kalktım, bir bardak su getirdim. Gözyaşlarını silip, “Benden utanmana gerek yok kızım, ben her zaman yanında olacağım, tamam mı Melikem?” dedim. Mücevherlerin olduğu kutuyu verip, “Melike, babana ben borç vereceğim şimdi, sen dert etme bunu!” dedim. Hemen muhasebeciyi arayıp direktif verdim. Melike bu hareketimden sonra gözleri gülerek, “Hüseyin baba teşekkür ederim, ömrün uzun olsun!” deyip elimi öptü. Ben de, “Bir sıkıntın olursa hiç çekinme ara!” dedim. Evden çıktım.

Akşam, anlaştığımız saate Tekin’in dediği otele gittim. Valeye arabayı verirken Tekin çıktı dışarı, yüzü gülüyordu, muhasebecim Tekin’i arayıp parayı aktarmak için hesap numarası istemiş. “Çok teşekkür ederim, en kısa sürede geri ödeyeceğim…” dedi. Sonra da, “Bu arada seninki hazır, süper bir şey!” dedi. Otele girdik, bar kısmına geçtik. Bana ayarladığı kızın üstünde morla pembe arası renkte bir elbise vardı. Kıvırcık saçlı, 1.60 boylarındaydı. Abartı bir makyaj vardı, gözleri deniz kadar maviydi. Tekin, “Bak bu Melisa!” deyip kızı bana takdim etti. “Memnun oldum!” deyip tokalaşırken kızın gözlerinde bir tedirginlik hissettim. Tekin’in yanında uzun boylu 40’larında bir kadın vardı, belli ki Tekin yıllanmış seviyordu. Tekin bana bir oda anahtarı uzatarak, “İyi akşamlar!” diyerek, kadınla birlikte yukarı çıktı. Bu beni tedirgin etti, bana odayı neden kendisi tutmuştu? Melisa’ya, “Yürü başka bir otele gidelim!” dedim. Otelden çıktığımızda, deri ceketli genç bir erkek, “Nereye hayırdır?” diyerek önümüzü kesti. Belli ki kızların pezevengi buydu. Cebimden bir tomar para çıkarıp, “Ben VİP müşteriyim, anladın sanırım?” dedim. Genç tomarla parayı elinde hissedince, “Pardon karıştırdım!” deyip önümüzden çekildi.

Melisa’nın gözü parada kalmıştı. Ben bunu fark edince, “Merak etme daha fazlası var!” deyip, valenin getirdiği arabamın kapısını Melisa’ya açtım. Pek uzak olmayan daha lüks bir otele gittik, bir oda tuttum. Oda boğaz manzaralıydı. Ben kravatımı gevşetip, “Sen soyun, ben bir elimi yüzümü yıkayacağım!” diyerek banyoya girdim. Cinsel güçlendirici hapı içtim. Kız bakireydi, tazecikti, hakkını vermek lazımdı. Banyodan çıktığımda kız halen giyinikti ve bana bakıyordu. “Ne oldu?” dedim. Melisa, “Şey ben…” derken iki küçük bardağa Viski doldurdum. Birini ona verip, “Kaç yaşındasın sen?” dedim. “Geçen ay 18’e girdim…” derken dudakları titriyordu. Gülerek, “Yalan söyleme, illa pezevengine gidip sana vereceğim parayı ona verip kaç yaşında olduğunu öğrenmem mi lazım?” dedim. Yutkunarak çantasından kimliğini çıkardı. Harbiden 18 idi. Gerçek adı da İlayda idi.

“Hiç yarak gördün mü İlayda?” diye sorunca kafasını hayır anlamında salladı. “Şimdi güzelim, sen beni memmun edersen ücretinin 5 katını veririm. Kondom kullanmam, bir sıkıntı olursa diye telefon numaramı veririm, hamile falan kalırsan çocuğu aldırırız. Bunları kabul ediyorsan kal, yok etmiyorsan git, ben başkasını bulayım!” dedim. Lafımı bitirir bitirmez İlayda kemerimi çözmeye başladı. Pantolonumdan sonra ayağa kalkıp karvatımı ve gömleğimi çıkardı. En son donum kalmıştı. Ben de onun o pembe mor elbisesinin fermuarını açıp üstünden çıkardım. Memeleri portakal kadardı, en sevdiğim tipte avuç kadar mutluluk bana yeterdi. Sütyenini çözüp göğüs uçlarını yalamaya başladım. Külodunun üstünden parmaklarımla amının iki dudağına baskı yapıyordum. Elbisesini çıkarırken fark etmediğim bir şeyi fark ettim, koltuk altının hizasında göğüs kafesi bitimine yakın bir gül dövmesi vardı. Onu öpmeye başladım, inleyerek karşılık vermeye başladı, gergindi halen. Külodunu çıkarıyordum bir yandan. Dövmesinden yavaş yavaş öperek amına doğru geldim. Çizgi şeklindeki amını yalamaya başladım. Bıyıklarım batıyordu ve bu onun ufak çığlıklar atmasını sağlıyordu. Amı sulanmıştı. O sırada telefonum çaldı, arayan Tekin’di, telefonu sesize alıp attım, daha önemli işlerim vardı şu anda.

İlayda’yı yönlendirerek, “Donumu indir ve yala yarağımı!” dedim. Donumu indirince yarağım göbeğime çarptı, çoktan hazırdı benimki, ama biraz yalanması fena da olmazdı. İlayda o küçük ağzına alarak yalamaya başladı. Dişlerini değiriyordu, “Dondurma yalar gibi, dilinle yap!” dedim, fena değildi şimdi. Kollarından tutup kaldırdım, yatağa attım. Artık amına girip bu kızı döllemem lazımdı. Donumdan pek büyüklüğü belli olmayan yarağımı dışarı çıkardığından beri korku ile bakan İlayda’ya, “Hazırla kendini, kadın olacaksın şimdi!” deyip yarağımın başını amına dayadım. Biraz itince, “Annecimmm!” deyip kendini geri atmaya çalıştı. Belinden tutup çektim, dudaklarına yapışıp, bir elimle yarağımı tekrar hizaladım. Hepsini tek seferde sokmayı severim. Tek seferde hepsini sokunca o mavi gözlerinden sicim sicim gözyaşı akmaya başladı. Gözlerinin o bakire parıltısı gitmişti. Kurtulmaya çalıştıkça daha çok yükleniyordum. Amının içi fırın gibiydi…

Biraz sakinleşince yarağımı çıkardım, biraz kan vardı, sildim. İlayda hıçkırarak ağlıyordu. “Bak güzelim, orospu olmak kolay değil, ağlamaya devam edersen götünü de sikerim, zorlama beni!” deyip kendime doğru çektim belini. Tekrar sokunca daha rahattı bu sefer. Pompalamaya başladım. Ellerim de boş durmuyor, göğüs uçlarını okşuyordum. 5-6 dakika sonra İlayda zevkten inlemeye başladı, bu hoşuma gitmişti. Yarağımı amından çıkarmadan pozisyon değiştirip üstüme aldım. Üstümde zıplarken portakal memelerinin başları bir aşağı bir yukarı oynuyordu. İlayda inleyerek orgazm olmaya başladı. Oragzm olurken amı yarağımı mengene gibi sıkıyordu. Orgazm olunca kendini üstüme bıraktı, yarağım amından çıkmıştı. Üstümde yavru bir kuş gibi titriyordu. Oun bu hali çok hoşuma gitmişti. Ama yarağım dimdikti, alnından öperek, “Ben boşalmadım, devam edelim mi?” dedim.

“Olur Hüseyin amca!” dedi. İsmimi nerden biliyordu, o da bir soru işaretiydi, Tekin bana bir düzen kurmuş olabilirdi. Her şeyin sırası vardı, önce döllerimi bu orospunun fındık kadar amına boşaltacaktım, sonra bu soruya cevap arayacaktım. Üstüne çıkıp yarağımı amına geri soktum, hızlı hızlı sikmeye başladım. Yarağımın çoğu içerideydi, ama halen dışarda olan kısmı canımı sıkıyordu. Bacaklarını tutup havaya kaldırdım, pompalamaya devam ediyordum bir yandan. İlayda ölü gibi yatıyordu. Ama arada inlemesini duyuyordum ‘Şak, şak, şak’ sesleri arasında. Yarağımın kalan kısmını da sokunca İlayda’nın gözleri açıldı, küçük bir çığlık attı. Bu çığlıkla ben sonlara yaklaşırken, İlayda da ikinci orgazmını yaşamaya başlamıştı. Pompaya devam ettim. Boşalmaya yaklaşan yarağımı sonuna kadar sokarak kendimi o mengene gibi dar sıcacık fırının içine bıraktım. Döllemiştim amını. Son kasılmalarımdan sonra yarağımı amından çıkarıp yana devrildim.

İkimiz de nefes nefese kalmıştık. Biraz kendimize gelince kolundan tutup, “Tekin piçiyle bana oyun mu oynuyorsun orospu? Adımı nerden biliyorsun?” diye sordum sertçe. İlayda, “Hüseyin amca beni hatırlamadın mı?” dedi. Ben de, “İlk defa siktiğim orospuyu nerden hatırlayacağım? Konuş, yalan söylersen hayatını karartırım!” dedim. İlayda, “Hüseyin amca, ben Gizem’in lisedeyken sınıf arkadaşıydım, mezuniyet töreninde sen Gizem’le dans ettikten sonra benimle de dans etmiştin, hatırladın mı?” dedi ağlayarak. Şimdi hatırlamıştım bu kızı, torunum Gizem’in arkadaşı İlayda idi. 11 ay önce falandı sanırım, ailecek Gizem’in mezuniyet törenine gitmiştik. Gizem’le dans ettikten sonra, Gizem, “Dede bir arkadaşım var, babası öldü, onla da dans etsene!” diye ısrar etmiş, İlayda’yı zorla dansa kaldırtmıştı.

İlayda’nın kolunu bırakıp, “Sen neden bu işlere bulaştın?” dedim. İlayda ağlayarak, “Babam bir ton borç ve haciz bırakarak öldü, hiçbir şeyimiz kalmadı, annem kafayı yemek üzere. Benim de parasızlık canıma tak etti, internette bir Eskort sitesine kaydımı yaptırmıştım. Bugün aradılar, bir beyefendi var yüklü ödeme yapar, istediğinin 2 katını bile alırsın dediler, geldim. Diğer oteldeki adamı da ilk defa bugün gördüm, beni o aradı telefonla. Yemin ederim başka bir şey bilmiyorum, ne olur paramı ver gideyim!” dedi.

Üzülmüştüm, ne kadar gençti, hayat onu dedesi yaşında bir adamla aynı yatağa sokmuştu. Çenesinden tutup yüzüne baktım ve “Ücretinin 5 katını vereceğim, ama bundan sonra bu işlere bir daha bulaşma. Numaramı da vereceğim sana, bir şeye ihtiyacın olunca beni ara!” dedim. İlayda’nın yüzü gülmüş, doğrulup bana sarılmıştı. İkimiz de halen çıplaktık, tazecik bedenini hissedince benim yarak yeniden hazırola geçti. “Sana düzenli para veririm, ama sen de benim ihtiyaçlarımı gidereceksin, beni memmun etmen lazım, tamam mı, hadi işe koyulalım!” dedim.

Önce bir güzel yarağımı yalatıp, az önce boşaldığım amına girdim. İçi döllü olduğu için rahat rahat girip çıkıyordum bu sefer. İlayda yatakta sırt üstü yatıyordu. “Tutun bana!” deyip belinden tutup havaya kaldırdım, taze bedenini kendime yapıştırdım. İlayda’nın sırtını odanın boğaz manzaralı camına dayadım. İstanbul’u izlerken, amına piston gibi pompalamaya başladım. Çığlıklar atarak inlemeye başladı. Kulağının arkasını öpüyordum, bir yandan boynunu yalıyordum…

Bir süre sonra tekrar boşalmaya yaklaştığımı fark ettim. Yere indirip, “Aç ağzını, bir damlasını bile yutmazsan ekstrayı unut!” dedim ve saksoya başlattım. Geleceğimi hissedince ellerimle başına bastırıp sonuna kadar soktum ağzına ve boşaldım. Öğürüyordu, ama müthiş bir zevk alıyordum. Odadaki tek ses onun sesli yutkunmaları olmuştu. Yarağım yumuşamaya başlayınca çıkardım ağzından. Hepsini yutmuştu. Yanağını okşadım ve “Aferin, bu kadarını yutmanı beklemiyordum!” dedim.

Yorulmuştum ve enerjiye ihtiyacım vardı. İlayda banyoda ağzını çalkalayıp amını yıkarken ben içkileri tazeledim. Muz, kuruyemiş falan yemeye başladım. İlayda geri geldiğinde, ona, “Anlat bakalım, nasıl bir duygu kadın olmak?” dedim. Gülümsedi ve “Böyle zevkli olacağını bilseydim daha önce kadın olurdum!” dedi. Sonra da, “Sence ben güzel miyim?” dedi. Genç kızlar hep aynıydı, birazdan şimdi biz neyiz falan da derdi bu. “Bir orospuya göre fena sayılmazsın!” dedim. Yüzü düşmüştü. Bunu fark edince, “Eee yavrum ben seni para ile sikiyorum, sanki birbirimize aşıkmışız gibi davranma!” dedim. Bir muz koparıp, “Ye bakalım şunu!” dedim. Muzu yemeye başladı. Gülüp, “Baya safsın, yarakmış gibi düşünüp ye o muzu, ne saf kızsın!” dedim. Sinirlenmeye başlamıştı, ama bu hoşuma gidiyordu. “Hadi saf orospum, muzu bitir sonra benimki var sırada!” dedim.

Muzu bitince yatağa geçtik, “Yala bakalım benimkini de bir posta daha kayayım sana!” dedim. Yarağıma eğilince arkadan amı kabak gibi çıkmıştı. Bacaklarından tutup amını ağzıma hizaladım yalamaya başladım. Önce, “Ne yapıyorsun?” deyip yarağımı bırakmıştı. Ben, “Boş durma yala!” deyip kıçına bir şaplak atınca, “Aayy!” diye çığlık attı. Gülerek, “Hadi boş durma!” dedim. O yarağımı yalarken ben amını yalıyor, dilimi içine sokuyordum. İlayda yine kasılmaya başlamıştı. Çok sürmedi yine orgazm olup üstüme yığıldı. Ayağa kalkıp bir güzel domalttım, yarağımı hizalayıp amına soktum. Pompalamaya başlayınca kıçına güçlü bir şaplak attım. “Annecimmmm!” diye bağırıp kaçmaya çalıştı. “Şşşttt kıpraşma!” deyip tekrar yerine getirdim. Her şaplakta amı anlık da olsa yarağımı sıkıyordu.

4. şaplaktan sonra göt yanakları kızarmıştı iyice, ben de pozisyon değiştirmek istiyordum. Tutup sırt üstü yatırdım. Belinin altına iki tane yastık koydum. Yarağımla aynı hizaya gelice tekrar o fındık amına soktum. Amının iki dudağı her içeri girdiğimde içeri doğru kıvrılıyordu. Çok dar bir amdı. İlayda çığlıklar eşliğinde tekrar orgazm olurken, ben de yarağımı dibine kadar geçirip içine boşalmaya başladım. 2 kere içine boşlamıştım, hap alması lazımdı, bu kızın dar amına kürtaj yapmak ihanet olurdu. Yorgunluktan yatağa düştüğümde, İlayda yavru bir kuş gibi kollarımın arasında derin derin nefes alıyordu. Ona sarılmış halde yatarken biraz uyumuşuz.

Uyandığımda gece yarısıydı. Kollarımın arasındaki ürkek bir ceylan vardı. Omzunu öptüm, “Kalk hadi, seni evine bırakayım!” dedim. Gözünü açınca önce nerde olduğunu anlamadı, ama hatırlayınca gülümsedi. Beraber duşa girdik. Götünü elleyerek, “Bana burası da lazım, daha önce götten verdin mi?” dedim. İlayda’nın gözleri büyüdü, korkmuştu sanırım. “Korkma, acıtmadan yaparız!” dedim. “Yok ordan da vermedim, kendimi kocama saklayacaktım!” deyince dudaklarına yapıştım, “Ben artık senin kocanım, bu am benim, bu göt benim, sen benimsin, ben senin erkeğinim!” dedim.

Duştan sonra telefonuma baktım, tahmin ettiğim gibi Tekin defalarca aramıştı. Otelden çıktık. Arabayla İlayda’nın evinin önüne geldik. Önce telefon numaralarımızı kaydettik, sonra da 5 bin dolar çıkarıp uzattım. İlayda paraya şaşkınlıkla bakarken, “Ev sizin mi?” diye sordum. Evin icra edildiğini söyledi. “Ben evi alırım, sen takma kafana, bir şeye ihtiyacın olursa ara!” dedim. Yanağımdan öptü ve inmeye kalktı. Kolundan tutup, “Sana doğum kontrol hapı lazım!” dedim. “Merak etme, ben zaten almıştım!” dedi. “Aferin!” deyip elimi portakal memelerine attım, İlayda kıkırdayarak, “Yapma!” dedi. “Çok güzelsin yavrum!” dedim. Elimden kurtulup hızla arabadan indi. Yürürken sallanan o göte sahip olmayı hayal ederek arkasından baktım. Evine girince ben de kendi evime döndüm.

6 aydan sonra ilk defa rahat uyudum o gece, İlayda’yı sikmek çok iyi gelmişti!